3 Ocak 2012 Salı

Erol Çelik Öykücülüğü


Gölge
Gölge e-Dergi, Ocak 2012, 52. sayısında yayınlanan 19 Numaralı Koltuk tanıtımı için, tüm Gölge ekibine sonsuz teşekkür ederim.

Gölge e-Dergi için kendi öykücülüğümü kaleme aldım. 

Erol Çelik Öykücülüğü

“Ne oldu, gerçekler size çok mu basit geldi?”
Ben, öykücülüğümü bu cümleyle özetleyebilirim. Hem sert bir cümle, hem
sorgulayan bir cümle, hem de anlamı sarsıcı bir cümle.
Peşinden koştuğumuz hayat ve ya yaşamak zorunda kaldığımız hayat arasında bir
solukluk fark var aslında ama bu basit gerçeği anlamak bile insana o kadar ağır geliyor
ki, yaşantılarını çekilmez hale getiriyorlar. Ben tam bu noktadaki geçişleri yakalamaya
çalışıyorum. İnsanların bocaladığı, kontrolünü kaybettiği ve cinnet geçirdiği anı. Gerçi
son kitabım “19 Numaralı Koltuk” da başka tatlar da     aramadım değil. Sadece insanları
korkutmak veya germekten başka, okuyucuyu baskı altında tutma girişimlerim oldu.

Burada ki amaç, eğer başarabilirsem, okuyucuyu öyküler bittikten sonra da germek.
Belki akıllarda şu soruyu bırakırsam hedefime ulaşmış olurum: acaba gerçekten böyle
bir şey olursa? Bunu bu kitapta tam anlamıyla başaramasam da ileride bu etki peşinde
koşturacağım.

Son birkaç yıldır yazdığım öykülerden birkaçını senaryo haline getirdim. Daha
sonra bu senaryolarda kısa filmler çektik. Sonra arkama baktığımda 7 tane kısa film 3 tane
öykü kitabı olduğunu gördüm. Bu iki öğenin birbirini beslediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
İyi bir film çekmenin iyi bir senaryoyla başladığını, iyi bir senaryo için sağlam bir öyküye
ihtiyaç olduğunu öğrendim.
Sonuçta gerçeklerin basit olduğunu, öğrenmenin sonsuz olduğunu kabul etmeye
başladığım an, kendimi geliştirmeye ve daha fazla ürünler vermeye çabalayacağım.
19 Numaralı Koltuk, diğer kitaplarım, kısa filmlerim ve kendim hakkında daha
fazla bilgi için www.erolcelik.net sitemi ziyaret edebilirsiniz.



Teşekkür ederim.

Erol Çelik




 











Gölge e-dergisinin tüm sayılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

                                          http://golgedergi.blogspot.com/

                                           Ayrıca 52. sayıyı okuyabileceğiniz link

                                             Gölge e-Dergi 52. Sayı




















www.erolcelik.net

erolcelikinfo@gmail.com


1 Ocak 2012 Pazar

Edebiyatta fragman olur mu?

     Bu soruyu kendime soruyorum. Çünkü 3. kitabım 19 Numaralı Koltuk için bir tanıtım filmi hazırladık. Fragman demek ne kadar doğru bilmiyorum ama tanıtım filminden daha fiyakalı duruyor. Tüm çevreme bu fragmanı izlemesini ve yorumlamasını rica ettim. Şaşılacak yoğunlukta yorumlar döndü geriye. Çok çeşitli eleştiriler vardı. Mesela çoğunluk fragmanın uzun olduğunu söyledi. beğenen ve ya beğenmeyenler oldu. Çok uzun anlamlı yorumlar yapıldı, bazen de güzel olmuş dendi.
     Sonuçta herkes bir edebiyat eserinin videolu tanıtımını yadırgamadı. Türkiye'de pek fazla kitap için fragman yoktu ama olsa güzel olurmuş.
     Şimdi ilk iki kitabıma da fragman hazırlayacağım. Bu fragmanda aldığım yorumları göz önüne alarak, daha önce çektiğim kısa filmlerin tadını ekleyerek tanıtım filmleri hazırlayacağım.

     Eğer izlemeyen varsa buyurun fragman.

     Erol Çelik - 19 Numaralı Koltuk - Fragman











 

9 Aralık 2011 Cuma

19 NUMARALI KOLTUK
( EROL ÇELİK )


ARKA KAPAK YAZISI

Arka kapıyı açtı ve iki çıplak vücuda baktı. Kızların yüzünde hiçbir utanma, hiçbir kutsallık, hiçbir amaç yoktu. Bunlar için bir adam öldürdüğüne inanamayarak araçtan içeri girdi.
(Yeşil Yılan)

Çöken moralinin, bozulan ruh halinin ve kaybettiği ayağının neresi hayattı? Aklındaki tek şey, ömrünün bundan sonraki sınavıyla ilgiliydi.
(Bu Sefer Sınavı Kaybetme)

Sorgusuz, bir silah temin edildi. Volkan Hasanoğlu öyküsünü bitirdi ve teslim etti. Dört bini aşkın ayrı ordu, darbe girişiminde bulundu. Çok kan döküldü.
(Darbe)

Hangi koltukta uyanacağına aldırmadı. Hiçbir hayat, şu an yaşadığı hayattan daha kötü olamazdı. Annesinin yanında ölmek bile.
(19 Numaralı Koltuk)

Levrek ona gülüyor gibiydi. Havası bitti, canı feci yanıyordu ama kendini rahatlamış hissetti. Rahatlamış, mutlu ve hafif.
(Derinlik Sarhoşluğu)

Özür dilerim aşkım...
Ölüm kısa bir ayrılıktır...
Seni orada mutlu bir hayatta bekliyorum...
Şimdilik hoşça kal...
(Ölüm Kısa Bir Ayrılıktır)

Heyula ), ( Satranç Ve Şövalye ) kitaplarının yazarından.


_____________________________________________________________________________________________

19 NUMARALI KOLTUK
Genel Tanıtım

İnsanların en basit korkularından ve gerçekliğinden yola çıkan, 11 kısa öykünün bir araya geldiği "19 Numaralı Koltuk" isimli son kitabım; ilk iki kitabım "Heyula" ile "Satranç ve Şövalye"den farklı olarak, günlük hayatta karşılaşabileceğimiz gerçekliği ve içinde barındırdığı gizemli korkuları irdelemiştir.

Her ne kadar bazı hikâyelerim, ilk iki kitabımdakilere benzer gerçeküstü olayların tadını hatırlatsa da genel olarak; yaşamın kıyısında nefes alan hikâyelerimde, soğuk, karanlık, yalnız ve gerçek hayattan kesitlere rastlayacaksınız.

Her öyküde kendinize ait mutlaka bir şeyler bulacağınız, cesaretinizle mantığınız arasında size gelgitler yaşatacak gerilim tarzı hikâyelerimin yer aldığı bu son kitabımda, kendinizi başkarakterin koltuğunda bulacak ve gerçekliğin gün gibi açık olduğu bir karmaşanın içinde, dayanma gücünüzün sınırlarını öğreneceksiniz.

Vampir ve kurt adam efsanelerinin artık bayağılaşarak tüm dünyayı esaret altına aldığı toplumumuzda, günlük yaşam gerçeğinin karanlık ve soğuk yüzünü size tekrar hatırlatacağım.

19 Numaralı Koltuk'ta yer alan hikâyeleri belki zaman içinde unutacaksınız. Ancak gündelik hayatın hareketliliğinde kim bilir, ıssız bir sokakta çocuğunuzun ellerini sıkı sıkı tutarak koşar adımla yürürken o karanlık köşede ya da sizi sıkı sıkı saran kalın yorganınızın altında en masum halinizle mışıl mışıl uyurken, soğuk ve keskin çeliğin acısını boynunuzda hissederek uyandığınızda, ben geleceğim aklınıza.  Ve sessiz üç kelime dudaklarımda;
"Asıl gerçeklerden kork!"

Gerçeklerle yüzleşmeye ne kadar hazırsınız?

19 Numaralı Koltuk.

___________________________________________________________________________________________

"Heyula", "Satranç ve Şövalye" kitaplarının yazarından gerçek yaşamın içinden alınmış karanlık, soğuk ve gerilim dolu 11 yeni öykü…

Kendinizi ansızın içinde bulacağınız her sürükleyici hikâye ile ölümün o soluk kesici tadı yavaşça benliğinizi ele geçirecek…

Eğer bu dünyaya ait olmayan bir tat arıyorsanız ya da o tadın bu dünyaya ait olmadığını zannediyorsanız,  yaşamı ve ölümü aynı anda arzuluyorsanız, bu meçhule giden yolculukta siz de kendinize bir koltuk kapın…

…    olanca kudreti ile gerilerek kafasını bir hamlede adamın burun kemiğine gömmüştü. Çıkan kemik sesi ve etrafa fışkıran kan, kenarda yanan mangalda dans eden alevlere bir ritim katmaya çalışıyormuşçasına coşkuluydu. O andan itibaren her şey çok çabuk gelişti.                                                   
                                                                                      -Derinlik Sarhoşluğu-


Erol ÇELİK, üçüncü kitabı "19 numaralı koltuk" ile yaşama ve ölüme bir arada hükmetmenin karanlığı ve kararlılığı içinde daha soğuk, daha ürkütücü ve hala sürükleyici yeni hikâyeleri ile avuçlarınızın arasında.

Gerçeklerle yüzleşmeye ne kadar hazırsınız?

"Korkmayın. Ne de olsa her canlı bir gün ölümü tadacak."

"Peki, kaçı yaşamın tadına varacak?"

__________________________________________________________________________________________

İÇİNDEKİLER

Darbe.......................................7

Karanlık Pencere.......................33

19 Numaralı Koltuk....................61

Aydınlık Avcıları.......................145

Bu Sefer Sınavı Kaybetme........187

Derinlik Sarhoşluğu.................217

Cennete Açılan Çiçekler...........263

Korkak...................................285

Ölüm Kısa Bir Ayrılıktır ............329

Yeşil Yılan...............................339

Aptal Kral...............................381

27 Eylül 2011 Salı

DİSTOPİK YAZILAR 2



Distopik bir hayatta yaşamak istiyor muyum gerçekten? Bu soruyu bilerek ve acımasızca soruyorum kendime. Bitmiş bir dünyayı daha şimdiden merak ediyor olabilir miyim? Daha yeni yeni, teknoloji denen şeyin tadını çıkarmaya başlamışken, ne acelem var teknolojinin mahvettiği bir dünyayı merak etmek için.

Bence işin zevki o zaman başlayacak.

İşin en kötü tarafı ben o dünyayı göremeyeceğim. Ama hayal gücümde o dünyayı yaratarak keyfini çıkarmak gibi bir meziyet edinmeye çalışıp, o lezzetin kokusunu almaya çalışıyorum.

Öyle bir gün gelecek ve insanlar yollarda dolaşırken hiçbir teknolojik aygıtla karşılaşmayacak. Daha doğrusu, hiçbir çalışan mekanizmayla karşılaşmayacak. Birbirleriyle konuşmak için yüz yüze ve kendi seslerini kullanmak zorunda kalacaklar. Telefon, televizyon, internet, uydular, arabalar, uçaklar olmayacak.

İnsanlar kendilerini ortaçağın göbeğinde bulacaklar. Ama teknolojik bir çöplüğün tam ortasında. Kendilerine sığınmak için gökdelenlerin yıkıntılarında yer bulabilecekler. Yemek için tekrar toprağı ekmek zorunda kalacaklar. Tabii toprak diye bir şey bulabilirlerse. Çocuklarını eğitmek için iş kendilerine düşecek. Yemeklerini pişirmek için çalı çırpı yakacaklar. Kahve bulamayacaklar. Avlanmak için hayvan bulamayacaklar. Kendilerini savunmak için yine ok, yay kullanmak zorunda kalacaklar.




Ben böyle bir dünyada yaşamak isterdim.

Neden?

O zaman sanal yaşamayacağımı düşünüyorum. Birilerine hizmet ederek kazandığım parayla hayatımı idame ettirmek zorunda kalmayacağım. İlkel bir mutluluğu yaşamak için mücadele ederken asıl keyfi o zaman yaşayacağım.

Şu soruyu da kendime soracak kadar cesaretliyim. Çocuğumu böyle bir dünyada yetiştirmek ister miyim?

Evet.

Başkalarının dikte ettiği şeyleri öğrenmek zorunda olmadan, hayatını kendi yönlendirebileceği bir dünyada yaşamasını istemek bence en önemli şey. Bilgisayarda oyun oynayacağına dışarıda kendi hayal gücüyle oyunlar yaratması daha mantıklı değil mi sanki?

Belki o zaman insanlar tembellikten kurtulur, tekrar kitap okumaya başlarlar. Tabi kitaplar basılı olarak kalırsa.

Para kullanmak zorunda olmadan tamamen yıkılmış bir teknolojinin gölgesinde insan ne kadar huzurlu olur kim bilir?

Ama korkmayın şimdilik bu mümkün değil. Distopik bir yaşam şu anlık yazarların parmaklarındaki büyüde saklı kalacak. Bizler kendimizin kölesi olarak yaşamaya mahkum olacağız. Ben memnun değilim ama olsun, en azından öyle bir dünyanın olacağına inanıyorum.

Erol Çelik 2011-09-27

erolcelikdepo@gmail.com
www.erolcelik.net