15 Ocak 2012 Pazar

SENARYO ÖRNEKLERİ 1 ( Vasiyet )

VASİYET
KISA FİLM SENARYOSU

Elimdeki tüm senaryoları blog sayfamdan yayınlamaya karar verdim.
Aslında kendi sitemde yayınlamıştım ama buradan da vermek istiyorum. 

İlk senaryom, ilk filmim Vasiyet'e ait. 
Detayları buradan edinebilirsiniz: www.erolcelik.net
______________________________________________________________________________

Filmi buradan izleyebilirsiniz.


_____________________________________________________________________



Vasiyet | 2007 | (10:26)

Yazan ve Yöneten
EROL ÇELİK
MEHMET İMAMOĞLU
COŞKUN ŞAHİN

Oyuncular
ELİF İLBAY
MEHMET İMAMOĞLU
EROL ÇELİK

Müzik
MOZART
Grafik
ALİ ARGUN
_________________________________________________________________________
Sinopsis
Vasiyet 

En iyi arkadaşlığı sorgulamak mı en kolayıdır, en iyi arkadaş için cesaretli olmak mı? Cesaret, öyle bir zaman gelir ki, anlamsızlaşır. Ortada bir vasiyet vardır ve bu öylesine ağır bir yük olmuştur ki en yakın arkadaşın sırtında, ömrünün sonuna kadar taşıyacağı bir sorumluluktur artık. Öyle bir vasiyettir ki, yapılması hem mümkün olmayan, hem bir töreymişçesine mecbur olunan.

Tam bu noktada aklı karışan bir gencin, en yakın arkadaşının bizzat kendisinden istediği son isteğin, destansı karmaşasının öyküsü anlatılır. Vasiyet yerine gelmeli, dostunun son arzusu için, onun sevdiği kadınına son bir ziyarette bulunulmalıdır.

Üç kişi arasında geçen çift kişilikli bir öykünün, karelere sığan kesiti.

Buyurun.

__________________________________________________________________________________________________________________________
Senaryo Örneği 1 

VASİYET
( Senaryo )


SAHNE 1 / DIŞ / GÜNDÜZ / RENKLİ


Cem, araba kullanmaktadır. Yüzünde korku ve
Sıkıntı vardır.
Cem’in bakış açısından aracın dışı görülür, görüntüler
Hızlı akıtılır.


SAHNE 2 / DIŞ / GÜNDÜZ / RENKLİ


Cem arabasından iner. Soğuktan korunmak için  paltosunun
Yakalarını kaldırır.
Cem yürüyerek bir apartmanın önüne gelir ve içeri girmeden
önce bir şeyler hatırlarcasına gözlerini yumar.


SAHNE 3 / İÇ / AKŞAM / EV / SİYAH BEYAZ


Cem gözünü açar (yakın plan; close up ) aynı anda
görüntü siyah beyaz olur.
Cem dairenin ziline basar.
Kapıyı Cahit açar. Üstü başı, saçları dağınıktır. Moralsiz ve
bitkin bir halde arkadaşını karşılar.
-Cahit: Ne haber? girsene içeri.
Cahit, Cem’i beklemeden içeri girer. Arkadaşına kendisini
takip etmesini belirten bir el hareketi yapar.
Cem bu karşılamadan dolayı sinirlenir.
-Cem: Ne güzel karşılama lan   bu, hem acil gel diyorsun, hem de şu surata bak.

Kapı kapanır. Kamera kapıyı dıştan görür.


SAHNE 4 / İÇ / GÜNDÜZ / EV / RENKLİ


Başka bir kapı görünür (renkli)
Bir el zile basmaktadır ve zilin üzerinde Feray yazar.
Kapıyı feray açar ve yüzüne bir şaşkınlık oturur.
İlk önce kafasında ne yapacağına karar veremezmiş gibi
bekler. Kısa sürede toparlayarak misafirine yapmacıkta
olsa gülümser.
-Feray: Aa merhaba Cem, nasılsın?
Cem’in yüzü görünür ama onun yüzünde hiçbir ifade
yoktur.
Feray, acaba başka kimse var mı diye, Cem’in arkasına
bakar.
-Cem: Merhaba Feray, kusura bakma rahatsız ediyorum. Şey buralardan geçiyordum da biraz konuşabilirmiyiz diye soracaktım.
Cem duraklar, derin bir nefes aldıktan sonra devam eder.
-Cem: Yani zamanın varsa tabi.

-Feray: Hayrola, ne oldu? Kötü bir şey mi var?

-Cem: Yo, yo biraz sohbet ederiz diye düşündüm sadece, istemezsen hemen gidebilirim.

-Feray: Yok canım, bir sakıncası yok, içeri girsene.
Kamera, evin içinden Cem’in içeri girişini görür.


SAHNE 5 / İÇ / AKŞAM / ODA / SİYAH BEYAZ  


Odaya önce Cahit, ardından Cem girer. İkiside oturunca
Cahit parmaklarını kıtlatarak dudaklarını birbirine bastırır
-Cahit: Canım çok sıkılıyor kanka, daralıyorum.
Cahit derin bir soluk alarak gözlerini yere diker.
Cem ayaklanır.
-Cem: Belli oluyor.
Cem (bel plan) Cahit’in boş bakan gözlerine öfkeyle
bakar.
-Cem: O orospu yüzünden değil mi?


SAHNE 6 / İÇ / GÜNDÜZ / ODA / RENKLİ


Feray bel plan görülür. Eliyle oturma odasını işaret
eder.
-Feray: Gelsene.
Cem odaya girdiğinde montunu çıkarmaya yeltenir ama
sonra bundan vazgeçer.
İkiside oturunca birbirlerine sessizce bakarlar.
Yüzlerinde karmaşa vardır.  
Feray sonunda ayağa fırlar ve mutfağa yönelir.
-Feray: Kahve ister misin?

-Cem: İyi olur. Sade lütfen.
Feray mutfakta; nereden çıktı bu adam der gibi,
başını ve ellerini sallar.
Cem oturduğu yerde huzursuzdur (kımıldanır).
Feray kupaları tezgaha bıraktığı sırada Cem,
içeriden seslenir.
-Cem: Hayat nasıl gidiyor Feray?
Cem imalı sözlerini duyurabilmek için sesini yükseltmiştir.
Feray, bu sefer; şimdi başlıyoruz der gibi
ellerini kaldırdı.
-Feray: İyidir. Fena değil yani.
Feray elinde iki kupayla odaya girerken yüzünde
yapmacık bir gülümseme vardır. Kupalardan birini
Cem’in önüne koyar ve karşısına geçerek oturur.
Cem kahveden ilk yudumunu susamış gibi çabucak alır.
-Cem: Buraya neden geldiğim hakkında bir tahminin vardır herhalde.

-Feray: Evet… Konu Cahit değil mi?
Feray yutkunur.
-Feray: Ama şunu iyi anla ben…
Cem elini kaldırarak nazikçe karşısındakini susturur.
-Cem: Sakin ol. Buraya Cahit’le tekrar birlikte olmanı istemek için gelmedim… inan bana…
Cem Feray’a bakarak gözlerini kısar.
-Cem: Sadece biraz konuşacağım ve sonrada gideceğim… çünkü… benim içimi rahat bırakmayan bir şeyler var… ne olur dinle.

-Feray: Tamam konuşalım tabi, ben bundan rahatsız olmam ama hiçbir zamanda sorgulanmak istemem. Bunu anlayışla karşılarsın herhalde.
Feray konuşmaya devam edecekken Cem araya girer.
-Cem: Hayır hayır, sorgulamak gibi bir niyetim yok, zaten buna hakkımda yok. Sadece bilmediğin birkaç şeyi anlatacağım, buna da benim hakkım varmış gibi geliyor. Sonra sana söz veriyorum gideceğim ve bir daha rahatsız edilmeyeceksin. Bundan emin olabilirsin. Söylediğim gibi beni sadece biraz dinlemen yeter.
Feray Cem’deki gerginliği fark eder ve huzursuz olur.
-Feray: Tamam konuşalım ama benim fazla vaktim yok.

-Cem: On dakika. Söz sonra gidiyorum. Sadece içim rahatlayacak.
Cem aceleyle kahveden bir yudum daha içer.
Feray kendinden emin olmaya çalışarak konuşur.
-Feray: Tamam başlayalım o zaman.

-Cem: Öncelikle, buraya gelişim hakkında Cahit’in hiçbir bilgisi yok. Buna yemin ederim. Zaten şu an bunu umursayacağını da zannetmiyorum. Çok daha önemli sorunlarla karşı karşıyadır şimdi.

-Feray: Ne demek şimdi bu?
Feray kaşlarını çatarak sorar. Cem bakışlarını
karşısındakinden kaçırarak devam eder.
-Cem: Boş ver nasıl olsa öğreneceksin.

-Feray: Bak söz vermiştin, bir sorun çıkmayacak değil mi? yoksa daha fazla konuşmak istemiyorum.

-Cem: Sorun yok.
Feray bel plan görülür. Tedirgin ve dikkatlidir.


SAHNE 7 / İÇ / AKŞAM / ODA / SİYAH BEYAZ


Cem bel plan görülür. Çok sinirli ve öfkelidir.
Cahit bel plan görülür, sakalı karışık, yere bakmaktadır.
-Cem: Demek ayrıldınız ha? Hemde bu kadar boktan bir sebepten

-Cahit: Hanım efendi terk etti bizi! Tabi... benimle macerası bitti. Para da bitince kendine eğlenecek başka şeyler bulacak.

-Cem: Gördün mü ebeninkini? Bu kaltak yüzünden benimle bile aranı bozmuştun.
Cahit, ceme sıkıntıyla bakar ve pişmanlık dolu nefesler alır.
-Cem: Yapma Cahit, etme Cahit, bir kızın götünden bu kadar gitme Cahit. Ama yok!
Cahit parmaklarını kıtlatmaya devam eder.
-Cem: Neyse, siktir et, ucunda ölüm yok ya.

-Cahit: Yok mu?

-Cem: Yok tabi. Ne olacaktı? Üç gün sonra unutursun.

-Cahit: Sen öyle düşün.
Cahit bir şeyler söylemek için derin nefes aldı ama
arkadaşı onu susturdu.
-Cem: Oldu anasını satayım, şimdide liseliler gibi kendini parçala.

SAHNE 8 / İÇ / GÜNDÜZ / ODA / RENKLİ


-Cem: Ne kadar birlikte kaldınız? Yani süre ne kadardı?

-Feray: Bir buçuk yıl kadar. Neden sordun?

-Cem: Peki, gerçekten cahit’i sevdin mi?

-Feray: Elbette, çok ilginç biriydi, ondan hoşlanmadım dersem yalan olur. Ama bunları şimdi neden soruyorsun?

-Cem: Son soru; onun seni ne kadar sevdiğini, yada derecesini biliyor muydun peki?

-Feray: Bak Cem, konuyu nereye getirdiğini çok iyi anladım ama şunuda senin anlaman gerekiyor, bu saatten sonra bir şeyleri değiştirmek niyetinde değilim. Bu yüzden konuyu kısa yoldan kapatmak istiyorum.

-Cem: Benim hiç bir amacım yok. Zaten amacım öyle de olsa hiç bir şey değişmeyecek.
Feray sinirlenmiştir.
-Feray: Ama dönüp dolaşıp konu Cahit’e geliyor.

-Cem: Lütfen beş dakika daha sabret.

-Feray: Tamam, tamam. Cahit bana değer veriyordu ve bende bunu biliyordum. Ama yürümedi işte...

-Cem: Sence ne kadar değer veriyordu?
Feray düşünmek için soluklanır.
-Feray: Beni kıskanacak kadar.

-Cem: Ayrılamanızın sebebi onun kıskançlığı mıydı?

-Feray: Hayır, o sadece biri.
Cem alt dudağını ısırarak başını salladı.
-Cem: Anlıyorum!
Cem son cümlesinden sonra Feray’a sertçe baktı.
Feray bu bakışta korkmuştu.
-Feray: Tamam cem bu kadar yeter, şimdi gitmeni istiyorum. Lütfen.
Feray ayağa kalkar. Cem’de ayağa kalkmak için
hareketlendi ama kalkmadı.
-Cem: Sakin ol gidiyorum. Sadece arkadaşımın seni ne kadar sevdiğini açıklayacağım. Şimdi beni iyi dinle.
Cem parmağıyla Feray’a oturmasını işaret eder.
Feray bu emre uyarak oturur.
-Cem: O sana okadar değer veriyordu ki, sen onun için vazgeçilmezdin, ve sonunda ne oldu, sen onu terk ettin.
Feray başını eğerek yere bakar.
Cem’in sesi titremeye başlar.
-Cem: Cahit seni o kadar çok seviyordu ki…
Cem’in gözleri dolar, dudağı titrer. Alt dudağını
duygularını bastırmak için ısırır.


SAHNE 9 / İÇ / AKŞAM / ODA / SİYAH BEYAZ


Cahit ağlamaktadır. Alt dudağını ısırır. Konuşması yeni
bitmiştir ama duyulmaz. Cem ayağa kalkar.
Bağırarak konuşmaya başlar.
-Cem: Saçmalama lan!!!

SAHNE 10 / İÇ / GÜNDÜZ / ODA / RENKLİ


Feray yakın plan görülür, korkmaktadır.
Cem flaşback’in devamı gibi bağırmaya başlar.
-Cem: Cahit senin için intihar etti. Anlıyor musun ha?!!!
Senin için!!!
Sıçayım böyle işin içine!!!
Senin için öldü diyorum…
Feray’ın gözleri büyür ve ağlamaya başlar.
-Cem: Şimdi anladın mı ha?
Seni ne kadar çok seviyordu, söyle bana! Allah belanı versin, senin kaprislerin yüzünden arkadaşıma neler olduğunu anlıyor musun? Hadi anlayıp anlamadığını söyle bana…

-Feray: Evet!!!
Feray çaresizce inler.
Cem onu duymaya çalışıyormuş gibi öne doğru eğilir.
-Cem: Peki bizim ne kadar iyi arkadaş olduğumuzu biliyor musun?
Feray korkuyla Cem’i izler.
Cem, cevabın gelmeyeceğini biliyormuşçasına başını sallar.
-Cem: Anlatayım o zaman…


SAHNE 11 / İÇ / AKŞAM / ODA / SİYAH BEYAZ


Cem odanın içinde dolaşmaktadır. Elleriyle saçlarını
sinirle yolar.
Cahit oturduğu yerden baş parmaklarıyla diğerlerini
kıtlatarak düşünür.


SAHNE 12 / İÇ / GÜNDÜZ / ODA / RENKLİ


-Cem: Cahit intihar edeceği gece beni yanına çağırdı. Bana bir söz ver dedi. Olayların buraya kadar geleceğini bilmediğim için, onu engellemek için hiçbir şey yapamadım. Ona sözümü gururla yerine getireceğime dair söz verdim.
Feray ağlamaya devam eder.
-Feray: Ne istiyorsun benden?

-Cem: Bir şey öğrenmek istiyorum.

-Feray: Ne?

-Cem: Pişmanmısın?
Feray ağlamaktan cevap vermez.
-Cem: Sana bir şey sordum, beni dinle!!!

-Feray: Pişmanım tabi. Ben nereden bilebilirdim böyle olacağını.
Cem dikkat kesilir.
-Cem: Peki Cahit’le tekrar karşılaşsan onu yine sever miydin?
Feray ağlamayı aniden keser. Gözlerinde ümit ışığı yanar.
-Feray: Elbette.
Cem elini beline doğru götürür.
-Cem: O zaman Cahit’in vasiyetini yerine getirmemem için hiçbir sebep kalmadı.
Feray tekrar ağlamaya başlar. Sol elinin dışıyla ağzını örter.
-Feray: Neyin nesi bu vasiyet dediğin?


SAHNE 13 / İÇ / AKŞAM / ODA / SİYAH BEYAZ


-Cahit: Bana bir söz verir misin?

-Cem: Ne sözü lan?

-Cahit: Sen söz verir misin onu söyle.

-Cem: Elbette veririm.

Cahit derin bir soluk alır, sanki cesaretini toplamaya
çalışıyormuş gibi yumruklarını sıkar.
-Cahit: Eğer bana Feray yüzünden bir şey olursa…
Onu peşimden gönderir misin?
Cem şoke olmuştur.
-Cahit: Bu sana son vasiyetimdir…

SAHNE 14 / İÇ / GÜNDÜZ / ODA / RENKLİ

-Cem: Artık vasiyeti yerine getirme zamanı.
Cem belindeki silahı çıkarır ve Feray’a doğru tutar.
-Cem: İşte Cahit’in kendini vurduğu silah bu.
Feray artık tamamen susmuştur. İfadesizdir.
-Cem: Arkadaşıma selam söyle ve ona iyi bak.
Cem iki kere tetiğe basar.


SAHNE 15 / DIŞ / GÜNDÜZ / SOKAK / RENKLİ


Cem arabasına yürür.
Sokakta yürüyen insanların görüntüleri akar.





SON


13 Ocak 2012 Cuma

Rüya Avcısı ( Ölü sinekler ) ( Duvardaki yaşlı eller )


Ölü sinekler 
Duvardaki yaşlı eller
____________________________________________________________________________

Merhaba.
Benim adım Rüya Avcısı. Daha önce tanışmıştık.
Kendimi bırakıp insanların rüyalarında dolaşıyorum. Şahıslar umurumda değil, ben onların hayalleriyle besleniyor, karanlık dünyalarında nefes alıyorum ve iştahıma uygun olanı yutup, aklımda sindiriyorum.
Şimdi algılarımı temizleyip, kim bilir kimlerin rüyalarını yaşayacağım?
Merhaba, içeri girebilir miyim?

Bırrrrr uzun süredir avcılığa çıkmamıştım. Ssssss özledim. Bu gece karanlık ve kasvetli bir yolculuk istiyorum. Mmmmmmm.

İşte yakaladım.
Şşşşş sessiz olun, bu rüya güzel. Çatıda bir adam görüyorum, tuhaf bir şapkası var. Karanlıktan dolayı adamı sadece gölge halinde seçebiliyorum. Soğuk. Evet, hissettiğim şey tam olarak soğuk. Bayıldım. Mmmmm. Bir cam kırılıyor ve binlerce cam kırığı üzerime yağıyor. Her parça ayrı bir ışığı yansıtıyormuş gibi odanın içi bir an renk cümbüşüne dönüşüyor.
Güzel. Çok güzel. Eğer benim adım Rüya Avcısıysa bu rüyanın güzel olacağına eminim.
Dışarıda yağmur yağmıyor ama şimşekler tüm bedenleri aydınlatıyor. Kasvet, anlık ışık patlamalarının arasında dans ediyor. Unutmayayım da bu bedenin rüyalarını daha sonra da ziyaret edeyim.

Bir el masanın üzerindeki boş bir şişeyi alıyor. Az ilerde bir kadın duvarın dibine çökmüş perişan bir halde ağlıyor. Kadının yüzünde anlatmak istediklerini gizleyen bir hüzün var. Rrrrrrrrr. Merak ediyorum. Şişe kadının yanına düşüyor ve parçalanıyor. Aynı anda yukardan cam kırıkları yağıyor. Gözyaşları gibi. Kadın ağlamaya devam ediyor. Kadının ıslak yüzünde milyonlarca renk dolaşıyor.
Adım sesleri duyuluyor. Yumuşak bir toprakta yürüyen ayaklar sanki ruhları eziyormuş gibi. Şişeyi kadının yanına atan kişi görünmüyor ama korkusu kadının ruhunda dolaşıyor.
Yine yukardan cam parçaları yağmaya başlıyor, bu sefer cam parçaları yere çarpmadan önce sıvılaşıyor. Her yer kıpkırmızı gözyaşıyla doluyor. Duvarlar, yerler, kadının yanakları kızarıyor. Kadın avazı çıktığı kadar bağırıyor. Eliyle yanağına sıçrayan sıvıyı iğrenerek temizlemeye çalışıyor. Öylesine acıyla bağırıyor ki, sesi yüzyıllar öncesinden gelen bir yaratığın tiz çığlıklarını andırıyor. Ağzını o kadar çok açıyor ki, neredeyse ağzından ruhunu kaçıracak.  Çatıdaki adam kaçıyor. Kızarmış duvarlarda onlarca kol uzanıyor. Bir şeyleri tutmaya çalışan eller, kadına doğru ilerliyor. Yaşlı insan elleri bunlar. Yaşlı ve hastalıklı. Kadın çığlıklar atmaya devam ediyor. Ağzını çok daha fazla açıyor.

Masanın üzerinde yeni bir şişe görülüyor, bu sefer şişenin içi kırmızı bir sıvıyla dolu. O sıvının koyulunun ardından bile duvarın dibinde canhıraş bağıran kadının silueti görülüyor. Bir el uzanıyor ve şişeyi yine kadının yanına fırlatıyor. Şişe korkunç bir gürültüyle parçalanırken duvarlara kırmızı sıvı sıçrıyor. Kırmızı daha koyulaşıyor. Kadını kıskıvrak yakalamaya çalışan ellere sıçrayan sıvı, onları öldürüyor. Kırmızı sıvının sıçradığı yaşlı eller sönerken tuhaf bir duman çıkıyor. Kokusu kanserli bir nefes gibi acı.
Kadın bağırıyor. Hala ölmemiş eller var, kadını yakalamak için çırpınıyorlar, çatıdaki adam tekrar ortaya çıkınca, yaşlı eller çatıya dönüyor. Kadın, adamı görünce bağırmaktan vazgeçip sadece perişan bir halde ağlamaya devam ediyor.
Uuuuuu. Üşüdüm ve sinirlendim. Anlaşılan tüm gece kadın ağlayacak. Ben bu rüyadan çıkmak istiyorum ama sanki duvardaki eller benim farkıma vardı ve bana doğru uzanmaya çalışıyorlar. Vuuuuu. Benim adım Rüya Avcısı, ben korkak değilim. Rüyanın içine tekrar dalacağım.



Odanın içindeki adım sesleri daha yakın ve daha tanıdık. Duvarın dibindeki kadının gözleri kapalı. Etrafındaki onlarca el tarafından esir alınmış. Başında şapka olan çatıdaki adam yine görülüyor. Bir anda odanın içi yine cam yağmuruna maruz kalıyor. Bu sefer cam parçaları yere çarpacakları sırada, yumruk büyüklüğünde iğrenç sineklere dönüşüyorlar. Kirli kanatlarını o kadar hızlı çırpıyorlar ki, odanın içi aniden dayanılmaz bir vızıltıyla sıvanıyor. Yapışkan, kirli ve acımasız vızıltı midemi bulandırıyor. Masanın üzerindeki boş şişe yine bir el tarafından kadının yanına doğru fırlatılıyor. Kadının gözleri hala kapalı. Sinekler havada aç bir halde uçuşuyorken, duvardan çıkan eller sinekleri yakalamaya çalışıyor. Vvvvvvvv. Sinek avcısı eller. Hayal gücüne bak. Sinekler kadına doğru hücum ediyor ama duvardaki eller sanki kadını korumaya çalışıyormuş gibi sinekleri yakalayarak eziyorlar. Sinekler ezilirken acıyla çığlık atıyormuş gibi sesler çıkarıyorlar. Duvardaki yaşlı eller sanki kadını azman sineklere kaptırmak istemiyorlar. Duvarın dibi sinek ölüleriyle doluyor.

Dışarıda güneş doğmaya başlıyor. Hayııırrrrrrr. Bu rüya devam etmeli. Kadın kurtulmalı.
Duvarın dibindeki ölü sineklerin yanında yatan kadın aniden gözlerini açıyor. Yüzünde acayip bir öfke var. Beklenmedik, acınası bir öfke. İsyan mı, korku mu anlaşılır değil? Nnnnnn. Duvardaki eller, korkmuş gibi yumruk olup aşağıya doğru sarkıyorlar. Boyun eğiyorlar gibi hareketsiz kalıyorlar. Çatıdaki adam odanın içine doğru düşüyor ve düşerken bir cam patlıyor. Kadın öfkeyle gözlerini yumuyor. Görüntü kararıyor.


Rüya bitiyor. Hayyyyy be çok lezzetli bir rüyaydı. Bu gece başka bir rüyayı ziyaret etmeme gerek kalmadı. Ben bu rüyayı özümseyeceğim. Sindireceğim ve algılarımın ardına biriktireceğim. Mmmmmmm. Başka bir rüyada görüşelim.

Benim adım Rüya Avcısı. Daha önce karşılaşmıştık.        

3 Ocak 2012 Salı

Erol Çelik Öykücülüğü


Gölge
Gölge e-Dergi, Ocak 2012, 52. sayısında yayınlanan 19 Numaralı Koltuk tanıtımı için, tüm Gölge ekibine sonsuz teşekkür ederim.

Gölge e-Dergi için kendi öykücülüğümü kaleme aldım. 

Erol Çelik Öykücülüğü

“Ne oldu, gerçekler size çok mu basit geldi?”
Ben, öykücülüğümü bu cümleyle özetleyebilirim. Hem sert bir cümle, hem
sorgulayan bir cümle, hem de anlamı sarsıcı bir cümle.
Peşinden koştuğumuz hayat ve ya yaşamak zorunda kaldığımız hayat arasında bir
solukluk fark var aslında ama bu basit gerçeği anlamak bile insana o kadar ağır geliyor
ki, yaşantılarını çekilmez hale getiriyorlar. Ben tam bu noktadaki geçişleri yakalamaya
çalışıyorum. İnsanların bocaladığı, kontrolünü kaybettiği ve cinnet geçirdiği anı. Gerçi
son kitabım “19 Numaralı Koltuk” da başka tatlar da     aramadım değil. Sadece insanları
korkutmak veya germekten başka, okuyucuyu baskı altında tutma girişimlerim oldu.

Burada ki amaç, eğer başarabilirsem, okuyucuyu öyküler bittikten sonra da germek.
Belki akıllarda şu soruyu bırakırsam hedefime ulaşmış olurum: acaba gerçekten böyle
bir şey olursa? Bunu bu kitapta tam anlamıyla başaramasam da ileride bu etki peşinde
koşturacağım.

Son birkaç yıldır yazdığım öykülerden birkaçını senaryo haline getirdim. Daha
sonra bu senaryolarda kısa filmler çektik. Sonra arkama baktığımda 7 tane kısa film 3 tane
öykü kitabı olduğunu gördüm. Bu iki öğenin birbirini beslediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
İyi bir film çekmenin iyi bir senaryoyla başladığını, iyi bir senaryo için sağlam bir öyküye
ihtiyaç olduğunu öğrendim.
Sonuçta gerçeklerin basit olduğunu, öğrenmenin sonsuz olduğunu kabul etmeye
başladığım an, kendimi geliştirmeye ve daha fazla ürünler vermeye çabalayacağım.
19 Numaralı Koltuk, diğer kitaplarım, kısa filmlerim ve kendim hakkında daha
fazla bilgi için www.erolcelik.net sitemi ziyaret edebilirsiniz.



Teşekkür ederim.

Erol Çelik




 











Gölge e-dergisinin tüm sayılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

                                          http://golgedergi.blogspot.com/

                                           Ayrıca 52. sayıyı okuyabileceğiniz link

                                             Gölge e-Dergi 52. Sayı




















www.erolcelik.net

erolcelikinfo@gmail.com


1 Ocak 2012 Pazar

Edebiyatta fragman olur mu?

     Bu soruyu kendime soruyorum. Çünkü 3. kitabım 19 Numaralı Koltuk için bir tanıtım filmi hazırladık. Fragman demek ne kadar doğru bilmiyorum ama tanıtım filminden daha fiyakalı duruyor. Tüm çevreme bu fragmanı izlemesini ve yorumlamasını rica ettim. Şaşılacak yoğunlukta yorumlar döndü geriye. Çok çeşitli eleştiriler vardı. Mesela çoğunluk fragmanın uzun olduğunu söyledi. beğenen ve ya beğenmeyenler oldu. Çok uzun anlamlı yorumlar yapıldı, bazen de güzel olmuş dendi.
     Sonuçta herkes bir edebiyat eserinin videolu tanıtımını yadırgamadı. Türkiye'de pek fazla kitap için fragman yoktu ama olsa güzel olurmuş.
     Şimdi ilk iki kitabıma da fragman hazırlayacağım. Bu fragmanda aldığım yorumları göz önüne alarak, daha önce çektiğim kısa filmlerin tadını ekleyerek tanıtım filmleri hazırlayacağım.

     Eğer izlemeyen varsa buyurun fragman.

     Erol Çelik - 19 Numaralı Koltuk - Fragman